2 Kasım 2009 Pazartesi

BEN KIZILÇAMIM

Merhaba,
Bugün uzun zamandır beklediğim dostlarım yine beni ziyarete geldiler. Her yıl Dendroloji Derneğinin verdiği seminerler kapsamında beni ziyaret ederler. Önce beni sadece bir ağaç olarak gören ziyaretçilerim beni inceledikçe beni dostlarından biri yerine koyarlar.
Bu yıl ilk olarak sizin aranızdan 4. grup üyeleri beni ziyaret etti. Ben onların derslerini bildiğim için onlar sormadan ben kendimi anlatmaya başladım. Fakat bana dediler ki,
“Sevgili Çam Ağacı, senden rica etsek, önümüzdeki hafta yapılacak seminerde kendini anlatır mısın?”
Bu teklife nasıl sevindiğimi bilemezsiniz. Çünkü ağaçların kıymetini bilen siz seçkin saygıdeğer insanların arasında kendimden bahsetmek benim için büyük onur olacaktı.
Gerçi geçen hafta değerli hocalarımız benden size bahsettiler, fakat bir de kendimi ben anlatayım.
Ben bitkiler evreninden, açık tohumlu bölümünden, iğne yapraklılar takımından, çağgiller ailesinden KIZILÇAM olarak adlandırılan bir üyesiyim.
Bu kursa başlayana kadar belki de iğne yapraklı olan, hatta iğne yapraklılara benzeyen pul yapraklı olan türlere de çam diyordunuz. Ancak daha ilk dersten gördünüz ki o ağaçlarla ortak noktamız, açık tohumlu olmamız ve yapraklarımızı yıllarca koruduğumuz için hep yeşil kalmamızdır.
İğne yapraklılara benzeyen açık tohumluları bir kenara bırakırsak, bizim takımın bile 100’e yakın çeşidi bulunmaktadır.
Güzel ülkemizde kınında iki iğne yaprak barındıran 5 çam türü bulunur. Sarıçam, Halep çamı, Karaçam, Fıstık çamı ve ben. Yani Kızılçam!
Biz hem çok soğuklarda hem de ılıman yerlerde yaşayabiliriz. O nedenle dünyanın kuzey yarımküresindeki Sibirya’dan Avrupa’ya kadar uzanan her bölgede bizim aileye rastlayabilirsiniz.
Türkiye’de ise Karadeniz bölgesi başta olmak üzere her bölgede yetişebilirim.
Şu anda Ankara’da Sıhhiye’de Hitit anıtına komşuyum. Her gün binlerce araba, on binlerce insan yanımdan, önümden geçer. Fakat hiçbiri beni fark etmez. Nasıl fark etsinler? Hepsi bir koşuşturmaca içinde, bir sağa bir sola gider dururlar. Ben ise biraz gerideki Abdi İpekçi parkındaki ağaç arkadaşlarım ve biraz ilerimdeki Zafer Parkındaki arkadaşlarımla yalnızlığımı gidermeye çalışırım. Hitit Güneşi anıtını da inkâr etmeyelim. Soğuk kış günlerinde o anıt gerçekte ısı yaymasa da görüntüsü ve enerjisiyle bana güç vermektedir.
Bir de beni hiç yalnız bırakmayan, beni evleri gibi gören kuşlar vardır. Bir gün dallarımdan birine bir kuş yuvası astıkları zaman dünyalar benim olmuştu. Bu yuvada bu güne kadar kim bilir kaç yumurtadan kaç kuş çıkmıştır? Onlarla avunur giderim.
Yaşımı ve boyumu merak ediyorsunuzdur. Yaşımı bilsem de, yaşım ortaya çıkmasın diye söylemeyeceğim. Ama siz tahmin edersiniz. 4. Grubun üyeleri dallarımın gölgesinde beni incelerken şöyle konuştuklarını duydum. “Eğer, ağacın altında bir fotoğraf çektirirsek, birimizin boyunu esas alıp, bilgisayarda o boydan kaç tanesini üst üste koyarsak ağacın boyuna ulaşabiliriz, böylece boyunu buluruz” dediler. Sanırım o işlemi yapmışlar. Evet, evet, şu anda perdeye yansıdı.
Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz ve dokuz. Evet, ben Güniz hanımın boyunun 9 katıyım. Şöyle böyle 14,5–15 metrelik bir boya sahibim. Böyle olunca yaşımı tahmin edebilir misiniz? Her yıl 40-50 cm büyüdüğüm göz önüne alındığında 40-50 arasında bir yaşa sahip olduğumu tahmin ediyorsanız, ben genç bir çam ağacıyım. Çünkü bizim ailede bin yıla kadar yaşayan bireylerimiz bulunmaktadır.
Eğer yolunuz Sıhhiyeye uğrarsa bana uğrayın. Çocuklarınıza benden bahsedin, onların birer çevre dostu olarak yetişmesini sağlayın. Hepinize teşekkür ederim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder